Şehir Yalnızlığı ve Kadın

Şehir Yalnızlığı ve Kadın


Merhaba sevgili ziyaretçiler. Bugünkü yazımızda şehir yalnızlığının ortasında kadın olmanın ağırlığını, ince ince sızan düşüncelerle ele alacağız. Biraz dağınık, biraz iç çekişli… ama tam da olduğu gibi.

Birinci Bölüm

Kadın olmak zor zanaat be kardeşim. Hele bir de şehirdeysen… O kalabalığın ortasında tek başınaysan, işte o zaman kelimeler bile omzuna yük olur.

Sabahın erken saatinde uyanırsın; sanki biri kafanın üstünü ütülemiş gibi düz, ağır ve sıcak. Düşünceler katlanmış, bastırılmış. İşe yetişmek, bir şeyler üretmek, bir yerlere varmak… Hep bir “yapmak” hali. Sanki durursan dağılacaksın.

Şehir hiç durmaz. Sen dursan bile. Trafik akar, insanlar yürür, telefonlar çalar. Senin içindeki sessizlikle kimsenin işi yoktur.

Kadın, her kadın gibi, bir noktada kendini bu şehir yalnızlığının ortasında bulur. Kalabalığın içinde görünmez bir boşluk gibi. Bir kafede oturur, kahvesi soğur ama aklı ısınmaz. Yan masada kahkaha vardır, onda sadece iç ses.

Verene verdiği kadar bu şehir. Vermeyene hiç.

İkinci Bölüm

Günlük hayatın içinde kadın, parçalar kendini. İki kelam, üç cümle, yarım kalmış hayaller… Hepsini küçük küçük böler, günün içine serpiştirir.

Metroda yan yana oturduğu insanlarla göz göze gelmez. Çünkü bakarsa hissedecek. Hissederse duracak. Durursa düşünecek. Ve düşünmek… şehirde en tehlikeli lükslerden biridir.

Bir gün yağmur yağar. Cam kenarında oturur, dışarıyı izler. Damla damla iner içindeki ağırlık. Başka bir gün aynı sokakta hızlı hızlı yürür; sanki kaçıyordur ama nereye, onu da bilmez.

Planlar vardır: toplantılar, işler, sorumluluklar. Ama planların arasında sıkışmış küçük anlar vardır asıl hikâye olan.

Bir yabancının kısa bir gülümsemesi. Bir şarkının ansızın içini yakması. Ya da bir cümlenin tam ortasında boğazına düğümlenen o his…

Kadın, bu küçük anlarda kendine çarpar en çok.

Üçüncü Bölüm

Sonuç olarak şehir karmaşası içinde kadın olmak; bir yandan güçlü görünmek, bir yandan içten içe çözülmektir.

Büyük şeyler nadiren olur. Ama küçük şeyler birikir. Birikir, birikir… sonra bir gece ansızın taşar.

Şehir sana hep bir şeyler öğretir: Susmayı, hızlı yürümeyi, gözlerini kaçırmayı… Ama en çok da yalnız kalmayı.

Yine de bazen, çok kısa bir an için, hayat durur. Sen nefes alırsın. Etrafına bakarsın. Ve fark edersin: Bu hikâyenin içindesin. Kaybolmuş değil, sadece içindesin.

Bir sonraki yazımızda şehir ve insanın birbirine nasıl dönüştüğünü konuşmak üzere… Takipte kalın. Ve eğer sizin de içinizde biriken cümleler varsa, bırakın dökülsün. Çünkü bazen en ağır yük, söylenmemiş olandır.